İnsanı İnsan Yapan Devrim: Bilişsel Devrim

İnsanı İnsan Yapan Devrim: Bilişsel Devrim

Sevgili okurlarımız, hepinizin de fark ettiği gibi biz insanlar besin piramidinin en tepesine ulaşmış durumdayız. Doğaya hükmediyoruz ve bir yönümüz bizi geriye kalan türlerden oldukça üstün olmamızı sağlıyor. Peki ya biz insanlar nasıl bu konuma geldik? Gelin de sizlerle “Bilişsel Devrim” hakkında konuşalım.

Bizleri yani Homo Sapiensleri (Zeki İnsan) diğer türlerden ayıran ve bizi onlardan üstün kılan şey 70 Bin yıl ile 30 Bin yıl önce, aradaki bu 40 Bin yıllık süre içerisinde geçirdiğimiz “Bilişsel Devrim” adını verdiğimiz yeni düşünce ve iletişim biçimleridir. Sözünü ettiğimiz bu 40 Bin yıllık zaman diliminde atalarımız şimdiye dek başka hiçbir türün elde edemediğini elde ettiler.

Bundan 100.000 yıl önce gezegenimizde en az 6 farklı insan türü olmasında rağmen geriye sadece Homo sapiens türü kaldı. Çünkü kazandığı yeni beceriler onun hayatta kalabilmesini sağladı.

Homo sapiens’i diğer türlerden ayıran becerileri şunlardı: Etrafındaki dünya ve sosyal ilişkiler hakkında daha fazla bilgi aktarabilme; bunlarla birlikte insan hakları, milletler, sınırlı sorumlu şirketler, dinler, mitler, kabile ruhları gibi gerçekte var olmayan şeylerle ilgili bilgiler de aktarabilme.

Bu yeni becerilerin de Karmaşık faaliyetleri planlama ve uygulama becerisine sahip olma; birey sayısı yüksek daha büyük ve uyumlu gruplar arasında organize olabilme (Bu çok sayıda yabancı arasında işbirliğini de sağlamıştır) gibi geniş çaplı sonuçları olmuştur.

Bilişsel devrim bizim soyut şeyler hakkında da konuşabilmemizi sağladı. Dolayısıyla dinler, mitler, tanrılar, devletler, şirketler, milliyetçilik, vb. kavramlar ortaya çıktı. Öyle ki Orta Çağ Avrupasında Cennet arsalarının satışları yapıldı. Var olmayan şeyler hakkında konuşabilme ayrıca bunlara inanma yetisi kazandık. Bütün bunlar Bilişsel devrimin sonucudur. Ayrıca bildiğimiz kadarıyla bunu Homo Sapienslerden başka hiçbir tür yapmamaktadır.

Bilişsel devrim biz insanların başına gelmiş oldukça büyük bir avantaj; çünkü biz insanların sadece düşünebilmemizi ve hayal edebilmemizi sağlamakla kalmayıp bunu büyük gruplar halinde yapabilmemize olanak sağladı. İşte bu bizim türümüzü dünyanın efendisi kıldı.

Bilişsel devrim sayesinde gelişen ve ortaya çıkan dinler, tanrılar, milliyetçilik olguları bizim dedikodu* yapabileceğimiz birey sayısı olan 150** kişiden daha fazla bireyle işbirliği yapıp ortak bir amaç uğruna hareket edebilmemizi sağladı. Örneğin birbirini hiç tanımayan iki Türk askeri birbiri için canını feda edebilir. Küresel şirketlerde birbirini tanımayan binlerce kişi esnek ve mükemmel işbirliği yaparak üretimin paylaşılmasını sağlamaktadır. Yine, farklı etnik kökenleri ve dilleri olan milyonlarca kişi, dinler aracılığı ile, mükemmel işbirliği yapmaktadırlar. Millet kavramı, devletler, şirketler, vb. bu devasa popülasyonların ortak bir olguya inanarak iş birliği yapması sayesinde var oldu.

*Dedikodu, birey sayısı yüksek popülasyonlarda iş birliği yapabilmenin temelini oluşturan bir beceridir.

**Bu sayı Dunbar sayısı olarak bilinir. Bu sayı normal bir insan için sağlıklı bir çevrenin ortalama olarak azami 150 kişi kadar olduğunu öne sürer.

Modern Sapiens’in yaklaşık 70.000 yıl önce geliştirdiği dil becerisi onların dedikodu yapabilmesini sağladı; güvenenebilecekleri bireyleri öğrenmelerini sağlayan bilgiler Sapiens’in daha sıkı ve karmaşık işbirliği kurabilmesini sağladı.

Şimdi gelin isterseniz şirketler üzerinden bir örnekle bu konuyu daha iyi kavrayalım.

Örneğin Meyve Şirketi insanların ortak bir şekilde bu şirketin var olduğunu kabul etmesiyle var olur. Meyve Şirketi insanların kollektif hayal gücünün eseridir. Ayrıca bu şirketin hukuki hakları vardır. Yani vergi öder, mal ve mülk sahibi olabilir, vb. Bununla birlikte fiziksel olarak varlığı somut değildir. Öyle ki bu Meyve Şirketinin ürünleri de bu şirketin ta kendisi değildir. Şirketi onun üretimi olan ürünler var etmeyeceğinden şirketin üretimi olan bütün ürünleri yok etsek dahi şirket varlığını sürdürmeye devam edecektir. Peki Meyve Şirketini bünyesinde çalışan insanlar mı oluşturuyor? Bu sorunun cevabı da “hayır” olacaktır. Şirketin kurucusu dahil bütün çalışanlar bir anda hayatını kaybetse, şirkete ait bütün maddi nesneleri yok edilse sahip olduğu fabrikalar yıkılsa dahi şirket varlığını sürdürecektir; borç almaya da devam edebilecektir yeni fabrikalar satın alıp yeni çalışanlar da bünyesine katabilecektir. Ancak Meyve Şirketinde bu tarz hiçbir vaka gerçekleşmese bile bir mahkeme kararıyla şirketin hayatı son bulabilecektir…

Var olduklarını tartışmasız kabul ettiğimiz olgular, dinler, şirketler, hükümetler… Aslında hepsi bizim onlara toplu bir şekilde var olduklarına inanabilmemizle var olan; hayal gücümüzün, devasa popülasyonlarla iş birliği yapabilmemizi sağlayarak bizi hayatta tutan ürünleri…

Yazının PODCAST hali :))

Yazar: Heval Nergiz

Kaynakça:

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens — Yuval Noah Harrari

Robin Dunbar, Grooming, Gossip, and the Evolution of Language, Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1998.

http://en.wikipedia.org/wiki/Dunbar’s_number

Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler — Sinan Canan

Bir Cevap Yazın